araf | dergi | güncel | bu sayı | kılavuz | arafiyan   1021 

Wolfgang Von KempelenWolfgang Von Kempelen

Cem Öcek

1779 yılında St. Petersburg'daki Bilimler Akademisi oldukça ilginç bir konuda yarışma düzenliyordu: Tüm ünlü sesleri doğru şekilde söyleyebilecek konuşan bir makine yapmak. Yarışmaya katılanlar arasında Viyana'da İmparatoriçe Maria Theresa'nın hizmetinde çalışan yetenekli mekanikçi Wolgang Von Kempelen de vardı. Kempelen 1734'de o zamanki Macaristan'ın başkenti olan Bratislava'da dünyaya geldi. İnsan sesinin ve konuşmasının nasıl oluştuğunu bilimsel olarak uzunca bir süre inceledikten sonra ciğerleri, genzi, ağzı ve burnu yapay olarak bir araya getiren, konuşan bir makine yaptı.

Aslında yapay olarak insan sesi üretmeye yönelik ilk çalışmalar 18. yüzyılın ikinci yarısında yapılmaya başlanmıştı. Kopenhag'da fizyoloji profesörü olan G. Kratzenstein 1773'de kilise orgunun borularına bağlı titreşen tüpler kullanarak sesli harfleri üretmeyi başarıyordu. Kempelen de aynı tarihlerde insan konuşmasını taklit edecek mekanik bir sistem üzerinde çalışmaya başlamıştı.

Kempelen'in konuşan makinesi, kullanan kişinin sağ ayağıyla basabileceği ciğer görevi gören bir körük, körüğün ilk durumuna dönmesini kolaylaştıracak bir ağırlık ve içinde küçük kaldıraçların bulunduğu bir kutudan oluşuyordu. Makineyi kullanan kişinin sağ eliyle hareket ettirilebilen bu kaldıraçlar kutunun içindeki lastikten yapılmış ağız ve burna kumanda ediyordu. Makinenin ses çıkartabilecek duruma gelmesi için burun delikleri kapatılarak bir süre hava basılması gerekiyordu. Körükle üretilen hava ağza, titreşen bir kapakçık üstünden ve ince bir borudan doğrudan olmak üzere iki ayrı yerden geliyordu. Bu, ağız kapalı heceleri seslendirmek için kapandığında yeterli sesin oluşmasını sağlıyordu. Makineyi kullanan kişi sol eliyle lastik ağzın titreşimini de kontrol edebiliyor ve böylece gerçeğe daha yakın sesler üretmek mümkün oluyordu. Ancak ağzın orijinal şekli çok fazla değişemediği için d, t, g, k gibi sessiz harflerin seslendirilmesi gerçeğe yakın olmuyordu. Hele l harfini seslendirmek için ağız içinde kesinlikle bir dile ihtiyaç vardı. Kempelen bu yüzden ağız içine demirden yaptığı dili taklit eden bir kapakçık yerleştirdi. Kullanıcının sağ eliyle kontrol edebildiği demir dilin uzunluğu değişemediğinden konuşma tek düze, ancak anlaşılabilirdi.

Piyanodaki tuşlara benzeyen tuşlarla yönetilen Kempelen'in makinesi sadece harflerin seslerini çıkarmakla kalmıyor küçük kelimeler ve kısa cümleleri de seslendirebiliyordu. Kempelen, makineyle geçirilecek 3 hafta gibi bir süre sonunda kullanan kişinin Latince, Fransızca veya İtalyanca gibi dillerde kolaylıkla ustalaşabileceği halde Almanca'da oldukça zorlanabileceğini hatta makinenin Almanca'ya uygun olmadığını söylüyordu.

Kempelen yaklaşık 20 yıl boyunca sürekli geliştirdiği makinesinden, Mechanismus der Menschlichen Sprache Nebst Beschreibung Einer Sprechenden Maschine (1791) -Konuşan Bir Makinenin Tanımıyla İnsan Konuşmasının Mekanizması- adlı kitabında detaylı olarak bahsetmiş ve anlatımını çizimlerle desteklemiştir. Amacı kendisinden sonra gelenlerin bu

makineyi mükemmel hale getirmek için geliştirmelerine yardımcı olmaktı.

Goethe de Kempelen'in buluşuyla yakından ilgilenmiş ve konuşan makineyi dinledikten sonra geveze olmasa da birkaç kelimeyi çok güzel söylediğini itiraf etmiştir.

1906'ya kadar Viyana'daki K. K. Konservatorium für Musik'te saklanan makine, sonra Münih'teki Deutsches Museum (von Meisterwerken der Naturwissenschaft und Technik)'a teslim edilmiştir. Makine aradan 250 yıla yakın bir süre geçmesine rağmen halen düzgün olarak çalışmakta ve çocuk sesinden yetişkin sesine kadar değişik sesler üretebilmektedir.

Ancak Kempelen'in ününün tüm Avrupa'ya yayılmasına neden olan asıl makinesi Satranç Oynayan Türk otomatıdır. İmparatoriçe Maria Theresa için yapılan bu otomatı Kempelen 1770 yılında 6 ayda bitirmiştir. Otomat, 120 cm. uzunluğunda, 105 cm. genişliğinde ve 60 cm. yüksekliğinde akçağaçtan yapılmış ve üzerine satranç tahtası çizilmiş tekerlekli bir kabinet önünde oturan bıyıklı, türbanlı ve pelerinli bir Türk'ten oluşuyordu. Öndeki kapak açılıp kabinetin ve Türk'ün içine bakıldığında irili ufaklı pek çok kaldıraç, makara ve başka mekanik sistemler görülebilmekteydi.

Kurularak çalışan Türk, karşısındaki gönüllüyle satranç oynamaya başladığında, gözleri satranç tahtasını tarıyor, başını arada bir sallayıp satranç taşlarını eliyle hareket ettiriyordu. Yaptığı işler bunlarla da kalmıyordu; pek çok oyunda rakibini yenmeyi de başarıyordu. Yaptığı hamlenin bittiğini başını üç kez sallayarak belirten otomat, maç sonrasında seyredenlerden gelen soruları satranç tahtasının yanında bulunan özel bir tepside harfleri birleştirerek yanıtlayabiliyordu.

Kempelen 1804'de Viyana'da öldükten sonra otomat birkaç kez el değiştirdi ve son olarak Beethoven'in yakın arkadaşı Johann Maelzel adlı bir makine mühendisi show-man'in eline geçti. Daha sonraları ilk metronomu yapacak olan Maelzel, otomatı Kempelen'in oğlundan satın almıştı. En büyük ününü bu dönemde kazanan otomat, 1809'da Napolyon ile oynuyordu. 1817-1837 tarihlerinde tüm Avrupa'yı ve Amerika'yı gezen otomat, çalışma mekanizması ve topluluklar üzerinde yarattığı etki nedeniyle birçok kitap ve makaleye konu oldu. Bunlardan en önemlisi Edgar Allen Poe'nun Kempelen hakkında yazdığı makaledir.

Satranç oynayan Türk hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler içeren The Turk, Chess Automaton (Gerald Levitt) adlı kitapta, otomatın oynadığı ve içinde Napolyon'un oyunun da olduğu 52 adet oyunun ayrıntılarını bulmak mümkündür. Bu oyunların detayları, otomat 1820 yılında Maelzel'in Londra'daki gösterileri sırasında bir arkadaşı tarafından kaydedilmişti. Bu yılı kapsayan, 1787-1837 yılları arasında otomatın içindeki kişi Jacques-François Mouret'tir.

Uzun süreler nasıl çalıştığı üzerinde fikirler yürütülen otomatın içinde satrançta oldukça tecrübeli, cüce denebilecek boyutlarda biri vardı. Kempelen'in ustalığı da seyredenlerin düşündüğü gibi bir makineye satranç oynatmasında değil, kutunun içinde hiçbir şekilde görebilme olanağı olmayan birine satranç oynatabilmesidir. Makinenin içi seyirciye gösterildikten sonra cüce kutunun içine giriyor ve mum ışığında iki büklüm bir şekilde hem karşısındaki oyuncunun yaptığı hamleleri takip edebiliyor hem de otomatı yönetip karşı hamleleri yaptırabiliyordu. Bir söylentiye göre Kempelen gösterileri sırasında kazandığı paranın büyük bölümünü çok zor olan bu işi üstlenen cüceye vermek zorunda kalmıştır. Kempelen, satranç oynayan Türk'ün içinde bir insan saklaması ve toplulukları kandırması nedeniyle birçok mekanikçi ve bilim adamı tarafından şarlatanlıkla suçlanmıştır.

1828'de Maelzel'in ölümünden sonra Philadelphia'da küçük bir müzeye konan otomat 1854'te çıkan bir yangın sonucunda tamamen yanmıştır.

Kendisine ün kazandıran iki önemli otomatı dışında Kempelen çok farklı konularda da çalışmıştır. Bratislava kalesine su taşıma sistemi, bugün halen kullanılmakta olan Danube nehrinin üstündeki sarkaç şeklindeki köprü, görme yeteneğini kaybeden müzisyen ve yazar bir arkadaşının çalışmalarını yazabilmesi için geliştirdiği körler için yazma makinesi buluşlarından bazılarıdır. İmparatorluk güzel sanatlar akademisinin üyesi olan Kempelen'in el yazması gravürleri ve çizimleri de mucidin kayda değer bir sanatçı olduğunun göstergesidir.


  araf | dergi | güncel | bu sayı | kılavuz | arafiyan   1021